28 Haziran 2016 Salı

AMBULANS SİRENİ

  Ne kadar acıklı bir sesi vardır.Duyanı saniyeliğine bile olsa durdurup düşündürür.Birinin canının tehlikede olduğunu yüzünüze çarpar çünkü.Kimi içindeki için bir dua koparıverir,kimi için eğer trafikteyse yol verme meselesi haline dönüşür.Ama ortak olan bir şey varsa sirenin içimizde bir yerlerde o ambulansın içinde olma korkusunu uyandırdığı gerçeğidir.Sevdiklerimizin ya da kendimizin bir gün o ambulansın sirenini en yakından duyacağımızın korkusunu yaşarız.İçeridekini hayatta tutma çabası iyidir ama içeridekinin durumu düşündürür bizleri.
   İster iyi,ister kötü diyin bana insan başkalarının başına gelen kötü olayların kendi başına gelmemiş olmasına içten içe sevinen bir varlıktır.Bu başkalarının başına gelen kötü olaylara üzülmediğimiz anlamına gelmez.Bu bizim başımıza gelmediğine duyduğumuz şükrandır.Birileri sağlıklarını kaybederken ya da sevdiklerini kaybederken sizin böyle sorunlarınız yoksa kendinizi şanslı sayar ve kendinize ve sevdiklerinize duacı kesilirsiniz bir an.Korunmak ve kollanmak isteği baş gösterir.Karşınızdakini bu denli yıkan bu sorun sizi de bir harabeye çevirebilir.İsterseniz intiharın eşiğinde olun,isterseniz her an ölebilme ihtimali olan bir işiniz olsun,ister kendinizi en cesur ilan etmiş olun,ister gözü kara birisi olun ölüm korkusu şüphesiz hepimizin içinde var.İster gün yüzünde ister enkaz altında olsun.Çünkü nasıl bir şey olduğunu hiç bilmiyoruz,Sevdiklerimizi kaybetmiş olsak bile asla tekrar ve tekrar deneyimleyemeyeceğimiz iki şeyden biridir ölüm diğeri de doğumdur.Başınıza bir fenalık gelmiş ve atan kalbiniz defalarca durmuş olsa da ölmüş sayılmazsınız.Çünkü bir şekilde yaşıyorsanız asla hiç olmuş biri kadar hiç olamazsınız .Manen yaşatılmaktan,anılmaktan bahsetmiyorum.Gülüp,ağlayabilecek kısacası her şekilde insanı içinde barındıran bir yaşamaktan söz ediyorum bildiğiniz nefes alabilmek yani.Dini ve din savlarını bir kenara bırakırsak ölüm, maddi bir yok oluştur.Manevi boyutunu bilemeyeceğim çünkü bu durumu tadıp da geri döndüğünü iddia edenlere ya da bu konuda bir yerlerde yazıp çizenlere inanacağım gelmiyor.
   İnsan ruhu ve bedeniyle bir.Ölüm denen şeyle ikisi birbirinden ayrılıyor.Beden çürüyor ve ruh sonsuzluğa süzülüyor öyle mi?İnsanların tümünün avuntusu diğer canlılardan farklı olarak gelişmiş bir beyne sahip olmasıdır.Bu sizi diğerlerinden üstün kılıyor hatta sizi bir ruh sahibi olmaya hak kazandırıyor.Çünkü bir bitki ve bir hayvan ölünce tamamen yok oluyor,sizin ruhunuz sonsuzluğa koşturuyor.Her şeyi kendimize yontma alışkanlığımız varlığımızın içine kenetlenmiş.Tüm doğa o kadar canlıdan bir insana sonsuza dek devam edebilme lüksünü sunuyor öyle mi?Tanrı bir tek bize torpil yapmış.Cennet ve cehennemi yaratmış.İyiliklerimize,kötülüklerimize göre ayrışmışız oralarda.Diğer canlılar için olması mantıksız çünkü ben hiç günah işleyen bir hayvan görmedim.Bir bitki cennete gitse sürekli sulandığı verimli toprakta meyve verdiği bir yer isterdi herhalde.Bir köpek cennete gitse sürekli beslendiği,özgürce hareket ettiği bir yer dilerdi.Bunlar yaşarken ne ihtiyaç oluyorsa,ne gerekiyorsa tamamen onlardan ibaret değil mi?Bunları yazabildim çünkü ruh nedir,ne gibi ihtiyaçları vardır hiç bilmiyoruz.Kendimize yonttuğumuz cennet ya da cehennem bile bedenin haz,istek ve acılarına göre oluşturulmuş tamamen.Ruh ve ruh oluşumundan bağımsız.Bakın tüm dinlerdeki cennet tasvirlerine hatta eski ölü gömme adetlerine.Atınızı bile sizinle gömüyorlar,hizmetçilerinizi.Niye?Sizin cennetinizde size hizmet etsinler diye.Çünkü sizin dışınızda kimsenin ve hiçbir şeyin ruhu yok.Hayattayken dua ettiğiniz melekler bile ölümünüzden sonra cennetinizde tutkularınızın esiri.Hadi ama düşünün, tüm yargılarınızı ve ezberlerinizi kafanızdan atarak düşünün.Ödül ve ceza kavramı bile yaşamı çekilir hala getiren baharatlardan değil mi?İçimizdeki var oluş kaygısı yaratmadı mı o cennet-cehennemi?Tanrı ne yapsın bizin sevabımızı,günahımızı o kadar büyükse?İnsanın adalet yargıları gibi düşünüp ceza mı verecek bize koca Tanrı?Bir de sanki yarattığı köpekten üstünmüşüz,daha değerliymişiz gibi sonsuzluk bağışlayacak bize?Ne saçmalıyor bu dediğinizi duyar gibiyim.Size şunu söyleyebilirim bilmediğimiz şey tanrının görüşleriyle insanınkiler arasındaki farklardır.Hatta tamamen ayrıdır onun görüşleri bizimkilerden.Bizler neresinden bakarsak bakalım hep kendi sınırımızın esiri olacağız.Hatta doğayı bile kendi kanun ve yargılarımız çerçevesinde anlayıp,öğreneceğiz ve yaratılışımızdan gelen kibirle doğaya ait ne varsa kendimize yontacağız.Varlığımızı başka şeylerin varlığının amacı sayacağız.Hatta bunu kendi içimizdeki diğer insanlar arasında da yapacağız.Mantıklı ya da mantıksız olsun her şeye inanabilme eğilimindeki insan için tüm bu inanışlar garipsenemeyecek kadar normaller.Çünkü insanın en iyisi bile içinde bencillik,tutku,kin,öfke,nefret,keder,sevgi kısacası her şeyi barındırır.Sevdiğim bir yazarın çok sevdiğim bir sözü var ;"insanda insanlığın her hali vardır" diyor o yazar.Birbirimizden ne kadar farklı olduğumuzu iddia edersek edelim en nihayetinde ortak yanımız insan olmaktır.Bu da aynı olmaktır.
   Sonuç olarak ölüm korkusu ve yaşama kaygısı,var olma kaygısı bir başkasını yadırgayamayacağımız kadar var hepimizin içinde.Bunlar küçümsenecek,garipsenecek duygular,düşünceler değildir.İnsanın en üstününden (!),en alçağına (!) kadar insanız hepimiz.